altınoluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altınoluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2012 Pazar

Yeniden Eve Dönüş

Aslında herkes tatilini yapalı, evine döneli çok oldu ancak bizim şimdilik "Okullar açılıyor!!!" derdimiz olmadığı için son yıllık izni okulların açıldığı hafta kullanmak istedik.

Hani hep derler ya "Eylül'de okullar açılıp o kalabalık dağıldıktan sonra esas tadı çıkıyor deniz kıyılarının" diye. Gerçekten çok haklılarmış. Altınoluk denizi herkes dağıldıktan sonra bir başka güzelmiş meğerse. Yaz aylarında havlu koyacak yer bulamadığımız sahil şeridi sanki bize özel gibiydi geçtiğimiz hafta boyunca :) Genel olarak Altınoluk'un denizine soğuk derler ancak Eylül'de bir başka sıcak oluyormuş be! Perşembe günü ailecek tadını çıkardık ve bol bol yüzdük. Anne-Anneanne-Koca ve ben :D




Cuma günü gece geç saatlerde Bursa'ya döndük lakin hayat bizim için yine yaramaz bir çocuk gibi sürprizlerini hazırlamıştı bile. Hani bi yaramazlık ya da bi tuzak kurduktan sonra olacakları görmek için gidip koltuğun arkasına saklanan çocuklar olur ya. Hayat bu aralar bana böyle davranıyor ne yazık ki... Ben de bakalım bu sefer ne çıkarıp koyacak önüme diye bekliyorum ve Wipe Out etapları gibi onları geçmeye ya da aşmaya koyuluyorum :)

Bu sefer de meğerse Cuma gecesi başlayıp pazar gecesine kadar sürecek bir su kesintisi mevcutmuş. Tam evime geldim, özlemişim derken cumartesi sabahı pijamalarımızı alıp kayınvalidemin evine gittik ve hafta sonunu yeni okul dönemi öncesi son günlerini geçiren görümcemle geçirdik. Bu arada kendisiyle yaptığımız tavla müsabakasını 5-2 ben kazandım he he he :)

Nihayetinde pazar günü öğleden sonra evimizin yolunu tuttuk. Cuma günü bizimle dalga geçen hayat yeteri kadar eğlendiği için olsa gerek sularımızı serbest bırakmıştı. Hemen balkonu falan yıkarıp hafiften bir balkon keyfi yaptım. Bir de Nesrin'in beni mimlediğini hatırlayıp favori kitap okuma mekanımı fotoğrafladım. O yazı da yarına hazır! :)

Şimdilik bigudili öpücükler size!!!


17 Eylül 2012 Pazartesi

Özledim Seni Düştüm Yollara...

Şu an en uygun cümle bu sanırım bizim için... Eşimin kalan son iznini de bu hafta değerlendirdik ve kendimizi annemlerin yazlığına yani Altınoluk'a attık...

Aslında bu yazıyı yazmaya dün başlamıştım. Son günlerde ne zaman haberlere baksam hep şehit haberleri görüyorum ve çok üzülüyordum. Aslına bakarsanız sosyal paylaşım platformlarında kınayan mesajlar görmek, terörü lanetleyen yazılar okumak ya da Türk Bayrağı'nın paylaşıldığını görmek de ayrı üzüyor beni. Tamam tepki göstermek istiyorsunuz anlayabiliyorum ama öyle paylaşımlar yaparak bişeyleri değiştirmek mümkün değil maalesef ya da ben gerekeni yaptım diye vicdan rahatlatmak değil... Benim için değil en azından... Bu yüzden ben artık paylaşmıyorum o bildirimleri. Birileri Suriye'ye kafa tutacak diye bu kadar Mehmetçik'in feda edilmesi mi lazımdı? Ya da daha önce bir çok baskın yiyen bir karakolun yerini değiştirmek ya da güçlendirmek yerine olduğu gibi kendi haline bırakmak mı lazımdı? Helikopterle golf oynamaya gidip, sonra da karakolları yenilemek için ödenek yok diye şikayet etmek mi lazım? Halk olarak üzerimize düşeni yapıp artık her konuda daha çok bilinçlenmek, eğitime ve kendimizi eğitmeye çaba harcamak mı lazım?

Bilmiyorum dostlar, benim kafam bugün karışık biraz... Yazının başında daha olumlu şeylerden bahsetmek istemiştim aslında... Dün sakin ve sessizce denize girerken ruhumun nasıl dinlendiğini, sadece denizin sesini dinleyerek özgürce kulaç atmanın hazzını anlatmak istemiştim... Neyse daha burdayız nasıl olsa anlatırım diye düşünmüştüm ama bu sabah bi kalktık rüzgar almış başını gitmiş... Bunu yağmur dizginler ancak ama şimdilik bulutlar yağmur bırakacak gibi değil...

Bugün pazartesi, isterim ki bu hafta artık şehit haberleri okumayalım ama hepimiz biliyoruz ki bu fazla iyimser bir temenni...

9 Temmuz 2012 Pazartesi

2012 - Altınoluk - Cunda

Evveeeeet eşimin izni bu yıl bir hafta olduğundan 3 yıldır iki hafta deniz-kum-güneş üçlüsüyle vakit geçirmeye alışan bize kısacık geldi bu sene tatil. Annemle anneannemin Altınoluk'da sezonluk yazlık bir daire kiralamasıyla bu sene memleket toprağında değerlendirmeye karar verdik izin zamanını. 

Yıllardır Altınoluk'a gideriz aslında ama son senelerde başladı bu yazlık kiralama fikri. Genelde günü birlik ya da kısa konaklama olarak oluyordu. (Baba tarafından dedenin yazlığı vardı.) Soğuk falan denir denizine ama bu sene pek soğuk gelmedi bana nedense... Artık nasıl özlemişsem "su soğuuuk" demeye fırsat kalmadan atıverdim kendimi suya :) İlk günler acaip bi rüzgar vardı ve sadece denize girmiş olmak için yüzdük. Kulaç atmak pek mümkün olmadı biz de suyun üstünde dalgalarla savaştık. Son iki gün o bilindik Altınoluk denizinin tadını çıkardık. Sabah 10.00'da kağıt gibi bir deniz... Düşündükçe içim gitti valla...


Altınoluk'un denizini seviyorum çünkü denize girerken o çakıl taşlarının suyun üstünden görüntüsü gerçekten çok güzel. Tamam ayağımı acıtıyor girerken ama bunun için de deniz ayakkabısı ya da palet yapmışlar kardeşim :) Maskemi de takınca suyun altındaki güzellikleri görürüm sandım ama bu sene kocaman kocaman balıkları pek göremedik, tek tük vardı, onun dışında küçük balıklar...



Altınoluk'a kadar gitmişken Cunda'ya selam çakmadan gelmek olmaz tabi. Cunda'yı acaip sevenlerdenim ben de ama son yıllarda sosyetik ve ünlüler tarafından keşfedilmesiyle biraz daha kalabalıklaştı ve tadı kaçmış cola kıvamına geldi sanki. Ancak yürürken keyif alacağınız ve nispeten kalabalıktan kaçabileceğiniz bir önerim var size. Balık lokantaları ve sizi yanlarına çekmek için her sene aynı sloganla yola çıkan dondurmacıların ("Evet efendim geçen sene yediğiniz o nefis dondurmayı buradan almıştınız,evet buyrun.) olduğu sokak yerine paralelindeki arka sokaktan yürüyün. Bu dar ama uzun sokak hem daha sakin hem de farkında varmadığınız bir sürü kalite kokan mekanla dolu. Bu sokakta aynı zamanda çevrede mandırası olan kişilerin ürünlerinin satıldığı dükkanlar da mevcut. 

Cunda ve Ayvalık ile ilgili ufak bir hatırlatma; Ben en son iki sene önce gitmiştim Ayvalık tarafına ve yol yapım çalışmaları vardı. Şimdi duble yol yapımı bitmiş Edremit-İzmir kavşağından sonra duble yolla varıyorsunuz Ayvalık'a, çok rahat...



Cunda'ya gidilir de papalina yenmeden dönmez tabi ki. En sevdiğim balıktır benim papalina :) Eskiden sardalya idi ama papalinayı yedikten sonra ilk sıraya yerleşti kendileri. Farkındasınız dimi küçük balık seviyorum ben. Yani çipura da fena değil tabi ki :)

Cunda'ya gittiğimizde papalina yediğimiz mekan Saki Kaptan'ın Yeri - Papalina Restaurant. Biz çok memnun kaldık. Özellikle yoğurtlu semizotunu ve bakla favasını beğendik. İki kişi 70 tl hesap ödedik ama içki yoktu, 3 tane soğuk meze, sigara böreği, salata, papalina ve cola için fena değildi hesap bizce ki biz 100 tl gelir artık tam turistik zamanı diyorduk. Mekanı merak edip bakmak isteyenler tık tık

Türkiye'nin ilk Boğaz Köprüsü Cunda'da biliyor muydunuz? 
İşte köprüden geçerken çektiğim resim :)


Havanın rüzgarlı olduğu bir gün de Kadırga Koyu'na gittik Assos'a doğru ama orada da çok rüzgar vardı. Biz aynen geri döndük. Sakin havada tekrar gidilirse çok tatmin edici olacağı düşüncesindeyim. Kocaman bir plajı var. Bize Datça'daki PalamutBükü'nü anımsattı :) Buradan resim yok ama :(

Uzun da olsa kısa da olsa ne yazık ki her tatilin bir sonu var. Ever ben şu an çalışmıyorum dolayısıyla tatil dönüşü bile evdeyim ancak sevgili koca ne yazık ki şu an iş yerinde...


Herkes için Güzel Bir Hafta Olması Dileğiyle..

25 Haziran 2012 Pazartesi

Tatilciler Yollara Dikkat

Yoğunluktan başımın döndüğü bir haftasonunu geride bıraktık ve şimdi sessiz bir evde kendi halimde bu yazıyı yazmanın keyfi bambaşka :)
Cumartesi akşamı Sertab Erener konseri ile başladı aslında haftasonum. 51. Uluslararası Bursa Festivali kapsamında sahne alan Sertab konseri ilk 2 şarkıda sıkıcı gelse de sonrasında güzel dakikalar yaşattı bize. Öncesinde Sezen Aksu'nun Accoustic Band konserine gittiğim için çıtayı baya bi yükseltmiştik eşimle. Bu festival kapsamında düzenlenen bir konser olduğu için performansları karşılaştırmak anlamsız tabi. Sertab Erener gibi güçlü bir sesin konserine gitmekte güzeldi ama. Genel olarak eski albümlerinde şarkılar söyledi ve benim daha çok hoşuma gitti açıkçası. Profosyonel bir makinem olmadığı için bunu çekebildim;

Pazar günü bizim için erken başladı çünkü saat 8.15 itibariyle Altınoluk yollarındaydık. Annemin yazlık çalışmaları kapsamında eşya taşıma operasyonunu gerçekleştirdik. Yoldan bi kare;

O tarafa tatile gidecekler için ufak bir dip not; Balıkesir-Altınoluk arası yer yer yol yapım çalışmaları mevcut ve biz bi ara stabilize yoldan gidiyorduk. Çukurlar ve bu yüzden oluşan konvoyları da hesaba katın tabi. Dönüş yolunda Balıkesir'e gelmeden İstanbul-İzmir-Bursa tabelası olan çevreyoluna meraktan bi girelim dedik. Yol henüz bitmiş olduğundan kimseler yoktu ve çevreyoluna dadanan köpekler de gelen geçen araçlara havlıyorlardı. Hatta bir tanesi bizim arabayı kovalamak istersen yüzünü arabaya çarptı ve suç biz de değil deli gibi arabaya koşan köpekte. Zaten hızlı gitmiyorduk gerçi ama arkadan baktığımda bişey olmamıştı ve hala havlamaya devam ediyordu. O çevreyolu bizi İzmir girişine çıkardı ve Balıkesir-İzmir çevreyolu kavşağı yapım çalışmalarından ötürü orada da inanılmaz bir trafik vardı. Çevreyolundan gitmeyi ben teklif ettiğim için eşimin bana bakışlarını tahmin edersiniz :) Tam artık bunu da atlattık derken bu sefer de Susurluk yakınlarında 2 yerde şerit daralması ve al sana yüzlerce araçlık bir konvoy daha. Konvoy da denemez bende bildiğiniz köprü trafiği gibi ama şehirlerarası yolda. Başta kaza sanmıştım şükür değilmiş ama böyle bir dönemde yol çalışması yapan -ki anlıyorum asfaltlama çalışmaları yazın yapılmak zorunda- bunu da hızlı tamamlaması gerekirken pazar günü tatil yapan karayollarını konvoydaki herkes çok güzel(!) anmıştır tahmin ediyorum. 

Eve geldiğimizde saat 00:15 idi ki yola 18:00 de çıkmıştık. :) 250 km'lik yolu ancak alabildik...
Ne haftaydı ama...