Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2012 Çarşamba

Sıcak Bir Bursa Günlüğü

Evet evet evet hava ısındı ve birden askılı bluz ve sandalet mevsimimiz açılmış oldu. Hala mevsimi sindiremeyip uzun kollu ya da montlu gezen de görebiliyorum ama onlar da farkına varırlar artık kısa zamanda diye düşünmekteyim :) Çarşıdaki meyve sebze satılan hal benzeri yerden - ki oranın tam adını bilmiyorum Ulu Cami'nin alt tarafındaki yerden bahsediyorum- geçen sefer yarım kilosuna 5 TL bayıldığım kirazlardan almaya gittim. Tamam biraz fazla ama tadı da inanılmazdı başka tezgahtan alıp riske girmek istemedim, meyve ve sebzenin iyisinden pek anlamam çünkü. 
Bugün başıma gelen bir gariplik ise belediye otobüsünde giderken ilköğretim çağında bir erkek çocuğunun beni Türkçe öğretmenine benzetmesi oldu... Son dönemde matematik öğretmenliğini okumamış olmanın pişmanlığı vardı zaten üzerimde bu da iyi geldi üstüne...
Bu arada unuttum sanmayın. Klima araştırmalarım halen devam ediyor. Forumlardan okuduğum kadarıyla Türkiye piyasasında yeni yeni adını duymaya başladığımız Daikın markası çok meşhur bir klima firmasıymış ayrıca da biraz tuzluymuş ama bütçeniz elveriyorsa tercih edebilirsiniz. Mitsubishi bir diğer önerilen marka. Önerilmeyen ise Demirdöküm ve Vestel... Şu ana kadar en çok onlar hakkında olumsuz yorum okudum. Araştırmaya devam...
Aklımda her gün için o günün gıcık kişi ya da olayını seçip yazmak var ama henüz kafamda tam oturtamadım. Eğer birşeyler şekillenirse yazıcam :)

Keyifli bir Çarşamba olsun, Cuma çabuk gelsin...

5 Haziran 2012 Salı

Yaşamak Var Ya

Bu sene de ilkbaharı yaşayamadık bi baktık yaz oluverdi yine. Son dönemde önüme gelen herşeyi yuttuğum için artık bel bölgemde simitcan diye tabir ettiğim kocaman bir yağ tabakası mevcut. Artık önlem almak bu gidişe dur demek zamanıdır diyip sabahları kalkıp yürümeye çalışıyorum. Sabah bile sıcak oluyor hava ki saat 08.30 olmasına rağmen. Napsak artık 07.00 gibi mi çıksak (sanki o saatte kalkabilecekmişim gibi) 
Bir kaç gündür sürmesine rağmen bizi bezdirmeye yetti bu sıcaklar. Bugün klima araştırması için hatrı sayılır bir zamanı bilgisayar başında geçirebilirim gibi geliyor. Hatta bulduklarımı sizlerle de paylaşabilirim hazır klima mağazalarında kuyruklar oluşmamışken. 
Yine güzel, yine güneşli ve yine keyifli bir gün geçirmeniz dileğiyle... Bu şarkı benden size gelsin :)

3 Haziran 2012 Pazar

Sezen Aksu Candır!


Heyecan ve merakla beklenen gün geldi… “Önce Sezen Aksu konserine giderim ondan sonra diğerleri” dediğim gibi Sezen Aksu’nun konserindeydim cumartesi akşamı Kültürpark’ta. Daha sahneye çıkarken o akşamın çok özel bir akşam olacağını ve hayatımın unutulmazları arasında yer alacağını anlamıştım çoktaaan. İlk şarkısı “Gülümse” idi. Aslında ilk şarkının ve Sezen Aksu2nun sahneye çıkmasının heyecanı ile herkes meraklı gözlerde ona bakıyordu ama ben muslukları açmak üzereydim. “kızım saçmalama şimdi sırası değil ya daha dakka bir gol bir yapma bunu bana” diyerekten kendimi zor tuttum. Bu şarkıyı rahmetli babam hiç ama hiç sevmezdi. Şarkının ilk çıktığı ve her yerde bangır bangır çaldığı zamanlar deli olurdu hatta evde ya da arabada bi şekilde radyoda fln bu şarkı çıkmışsa anında ya radyo kapayılır ya da değiştirilirdi. Bazen onu sinir etmek için çaldığımız olurdu. (Garip ama o albümü vardı evde o şarkıya rağmen. Gerçi o kaset dönemlerinde hangimizin evinde Sezen Aksu kaseti yoktu ki J ) Konser boyunca birkaç kere şimdi yanımızda olmayan Dedem ve Babamı andım onlar için söyledim şarkıları, Nur içinde yatsınlar canlarım… Bu noktada belirtmem gereken bir şey, konserde sanki slow şarkılara daha ağırlık verilmiş gibiydi. Artık Acoustic Band olmasından mı yoksa yakın zamanda kaybettiğimiz Sezen Aksu’nun yakın dostu Meral Okay’ın anısına mı bu şekilde seçilmişti parçalar bilemiyorum. Hareketli ve herkesi coşturan şarkıları da okudu ama bence gecenin en anlamlı anı sahneden indikten sonra tekrar çıkıp “Lal” i ve bütün ekiple birlikte “Arkadaş”ı söyledikleri andı.
Konser sırasında hiç fotoğraf çekmedim açıkçası. Kendimi tamamen o gecenin büyüsüne ve Sezen Aksu’nun sesine bıraktım. Bu sebeptendir ki size sadece biletimin resmini gösteriyorum. Ha birde unutmadan, Sezen Aksu konserine gideceğimi blog da paylaştıktan sonra burun kemiğimde kocaman hatta devasa bir sivilce çıktığını ve de konsere o şekil gittiğimi belirtmek isterim ki sizin fesatlığınızdan olmadığını ümit etmek istiyorum J kötü kötü şeyler düşünmediniz dimiiii? J
Bir de eklemek istediğim; Kültürpark konser yerinin koltukları ne kadar da kötüydü öyle konser boyunca oturuş şeklimi değiştirip bel ve sırt ağrımdan kurtulmaya çalıştım. Büyük Şehir Belediyesi için çok zor bir şey olmasa gerek daha güzel ve daha konforlu olan koltuklarla şimdikileri değiştirmek… Bu da başka bir yazı konusu  olur ya ben bunu bu kadarlık geçeyim burada



Keyifli Pazarlar…

1 Haziran 2012 Cuma

Sezen Aksu Bursa'da...

Yıllardır hep istedim. İstanbul'da 4 yıl yaşamış olmamıza rağmen ya tarihleri kaçırdık ya da konser tarihinde biz tatildeydik. Şans eseri Biletix'in sayfasında gezinirken gördüm Sezen Aksu'nun Acoustic Band konserini. Yüreğim bi hop etti ve dedim bu sefer kaçırma kızım artık. Sonra fiyat araştırmaları nasıl gideriz ki tarih uygun mu yer ne durumda derken en son kocayı da ikna edince aldım gitti bileti. 3 taksit aldığımız için ödemeler halen devam ediyor ama artık Sezen Aksu için böyle bir fedakarlık da yapalım dimi? 
Sezen Aksu'nun ayrı bir yeri vardır bende diyeceğim ama kimde yoktur ki? Yıllar geçse de dinleriz biz hep onun şarkılarını hem yakın zamanda olanları hem de eskilerini. Şimdi gün öncesinden alınmış bir bilet ve cumartesi akşamı doruğa ulaşacak bir heyecan var bende :) Ne giyilecek evden kaçta çıkılacak oraya kaçta gitmek lazım biletleri nereden teslim almak lazım gibi bir sürü ayrıntı planlanmak için beni bekler... Bugün bunun telaşı içinde geçer kuzular...
Profosyonel bir makinam olmadığı için sanıyorum fotoğraf konusunda söz veremiyorum ama belli olmaz bakalım :)
Keyifli Cumalar...

31 Mayıs 2012 Perşembe

Çekilin Çekiliş Var! (Bursalı Blogcular)

Dün Bursalı Bayan Blog yazarları ile Leman Kültür'de buluştuk. Yeni yüzler, keyifli anlar ve bol muhabbet & kahkaha eşliğinde geçti bu buluşma. Ben çok keyif aldım ve bir sonrakini şimdiden iple çekiyorum :) Bu buluşmayı organize eden Sevgili Nagehan'a (Asortik) çok çok ve de tekrar teşekkürler... Buluşmanın ayrıntılarını ve resimleri görmek isteyen meraklı melakatları buraya alıyım... (Resimlerden bir tanesini kendi blogum için ayırdım :) )
Katılan blogcular

sihirliparmaklarr.blogspot.com
dilekmutfakta.blogspot.com
incisi.blogspot.com
asortik.blogspot.com
rujbutik.wordpress.com
 smilena-smilena.blogspot.com
annemineli.blogspot.com
elifinelizi.blospot.com
denizinyildiz.blogspot.com
estasarimelif.blogspot.com
ebygale.blogspot.com
kitananınguncesi.blogspot.com
supercellma.blogspot.com
aklımdangeçenlermidemedüşenler.blogspot.com
hobizu.com
anekzuraninmutfagi.blogspot.com
elifindünyası
mutlueller.com
nikkentobi.blogspot.com

Bir çok blog yazarı bayanla tanışma fırsatım oldu ve dünden beri blog blog geziyorum :) Gezinirken de gözüme çarpan çekiliş haberlerini sizlerle paylaşıyorum. Belki katılmak isteyen ve cici cici hediyelerden kazanmak isteyen olur...

Çekilişe katılın ama bu bloglara göz atmayı da ihmal etmeyin derim...
Sevgileeeer...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

İSF 2012

Daha başlamadan hatta başlamasına 1 haftadan fazla zaman kalmasına rağmen açılışı ben yapayım dedim. :) İstanbul Shopping Festival bu sene 9-29 Haziran 2012 tarihleri arasında olacak efendiiim. Yine indirimler yine yüzlerce marka ve yine alışveriş çılgınlığı... Ben bu festivalin sadece uzaktan izleme kısmında olacağım gibi gözüküyor :) Gerçi belli olmaz atıveririm belki kendimi kısa bir İstanbul turu için...

Kısa kısa notlar vereceğim sizler için...
Bu sene 26 AVM katılıyor onlar da;

  • Forum İstanbul
  • Forum Marmara
  • Cevahir
  • İstinye Park
  • Akbatı
  • 212 Power Outlet
  • Profilo
  • Metrocity
  • Carrefoursa İçerenköy
  • Carrefoursa Maltepe
  • Trump Towers
  • Kanyon
  • Palladium
  • Akmerkez
  • Pendorya
  • Buyaka
  • Capitol
  • Sapphire
  • Carousel
  • Ataköy Plus
  • City's Nişantaşı
  • Historia AVM
  • Neo Marin
  • Viaport
  • Pelican Mall AVM
  • M1 Meydan



Etkinlik Takvimi

8 Haziran
Taksim Konseri
Saat: 19.00 – 00.00
DJ Performans (Dj Funky), Zalinde Dans Topluluğu, Grup Model, Hadise

9 Haziran 
İstiklal Caddesi Korteji
Saat: 11.00 - 14.00
(Başlangıç Noktası Odakule)

9 Haziran 
Bağdat Caddesi Korteji
Saat: 17.00 - 19.00

9 Haziran 
Trump Towers AVM Alışveriş Partisi
Saat: 19.00 - 02.00
Gece 02.00’ye kadar non stop alışveriş-eğlence

15 Haziran 
İSF-ING BANK Bağdat Caddesi DJ Parti
Saat: 19.00 - 23.00
(Mark&Spencer Mağaza önü)

15 Haziran 
Sultanahmet Meydanı Konseri
Saat: 19.00 - 23.30
DJ Performans, Hüsnü Şenlendirici ve Suyun Rüyası, 
Su Güneş Mıhladız Sema Gösterisi, Shaman, Kent Orkestrası ve Mehteran

16 Haziran 
Akmerkez AVM- İSF Alışveriş Partisi
Saat: 19.00 - 02.00
Gece 02.00’ye kadar non stop alışveriş-eğlence


16 Haziran 
Buyaka- İSF Alışveriş Partisi
Saat: 19.00 - 02.00
Gece 02.00’ye kadar non stop alışveriş-eğlence

20 Haziran 
Nişantaşı DJ Parti
Saat: 19.00-23.00   
(Abdi İpekçi Caddesi Beymen Mağazası Karşısı)

22 Haziran 
Bakırköy Özgürlük Meydanı DJ Partisi
Saat: 19.00-23.00

23 Haziran         
Metrocity - İSF Alışveriş Partisi
Saat: 19.00 - 02.00
Gece 02:00’ye kadar non stop alışveriş-eğlence


23 Haziran         
Akbatı AVM- İSF Alışveriş Partisi
Saat: 19.00 - 02.00
Gece 02:00’ye kadar non stop alışveriş-eğlence

27 Haziran 
Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Sahnesi
Saat: 19.00-23.00
Nancy Ajram Konseri (Biletler Biletix’te.)


Keyfini çıkarın ama suyunu çıkarmayın :) Bol Bol alışveriş yapın ama indirimleri kaçırmadan, birbirinizi ezmeden ve iflasınıza neden olmadan :)


Hangi markalar nasıl indirimleri yapıyor onlar da sonra artık...
Sevgiler...

22 Mayıs 2012 Salı

Hümeyra'nın Denizi...

Belki de ilk kez yaptığım bir şey... Bir başkasının blogundan bahsetmek... Zaman zaman başka bloglarda okuyorum hatta bahsedilen blog u inceliyorum ve çoğu zaman da izlemeye alıyorum. İşte bunlardan biri de Hümeyra'nın Denizi... Dekorasyon ve el becerisi konusunda kesinlikle yetenekli bir bayan... Bir hediye çekilişine ben de katılıyorum ve şanslıysam bunu da ayrı bir post ile duyuruyorum :)

17 Mayıs 2012 Perşembe

Mutfak Yardımcılarım

Şu sıralar Vestel reklamlarındaki robotları çok hoşuma gidiyor. Ne güzel bayan ve erkek figürü vermişler robotlara :) Son yemek pişirilen reklam diğerleri kadar dikkat çekici değil ama ilk iki reklamı beğenmiştim. 
Ben de elektrikli olmasalar bile mutfakta yardımıma koşan mutfak yardımcılarımı paylaşmak istiyorum sizlerle...
İlk sırada elimden düşmeyen hatta çok yakın ilişki içine girersek acımadan parmağımı doğrayabildiğim meyve-sebze soyusu var. Markası Oxo. Bıçağının keskinliği ve uzun ömürlülüğü benden tam not aldı. Patates, domates, havuç, kabak, salatalık gibi sebzelerde çok başarılı. Ben Boyner'den almıştım ancak Esse'de de gördüm geçenlerde. İnternetten da buradan bulabilirsiniz.
İkinci sırada hepimizin mutfağında vardır diye tahmin ettiğim bambu kesme tahtası var. Ben ki o kadar alıştım kendisine şimdi onsuz soğan doğrayamıyorum bile :)
Son sırada ise mutfağımıza yeni katılan zeytinyağı şişesi var. Aslında ortadaki kısmına sirke koyunca çok daha hoş bir görüntü oluşuyor ama bizim evde pek sirke kullanılmıyor ve fonksiyonellik daha ön planda olduğu için ben iç şişesine de zeytinyağı koydum. Cam olması ve tezgahın üstünde de gayet şık durması tercih edilebilir yapıyor kendisini :) Ama en can alıcı özelliği koyarken zeytinyağını akıtmıyor ve de damlatmıyor :) Sırf bunun için bile alın derim. Ben Esse'den almıştım. %50 indirimle 12-13 TL gibi bir tutara gelmişti. 
Bu listeye eklenecek bir kaç şey daha vardır büyük ihtimal... Zamanla onları da paylaşırım efendim :)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Aman Yer Verme...

Bugünlerde içimde atmak istemediğim şeyler gözlemliyorum etrafımda. Toplum olarak o kadar bencil olmuşuz ki artık kimseye saygı duymuyoruz. Trafikte yol vermemek için kaza yapmayı göze alanlar mesela. Yol vermediklerinde sanki İstanbul'u fethetmiş bir yüz ifadesi... Ne zaman böyle olduk biz bilemiyorum. Ya da değiştirmek için ne yapmak gerekir bunun tartışmasını yapmayacağım burada ama rahatsızım böyle olduğu olduğu için. Rahatsızım böyle bir toplumun bireyi olduğum için. Bugün metro duraklarda sırayla ilerlerken zamanla kalabalıklaşmaya başlıyor ve yaşlı bir teyze biniyor kızıyla. Karşılıklı koltuklarda oturan ve sonradan üçünün de birbirini tanıdığını farkettiğim üç üniversite öğrencisi oturuyor. Kalkıp yer vermek bir yana göz göze gelmemek için kafaları dahi çevirmiyorlar. Sanki çok mutlu mesut bir hava varmış gibi dışarı bakıyorlar. Tepki göstermek istiyorsunuz ama ne yazık ki söyleyeceğiniz iki çift lafın da ciddi hakaret olarak geri dönme potansiyeli yüksek. İlerleyen duraklarda da üçü aynı anda kalkıp iniyor. İndiklerinde hala yüzlerinde aptal bir gülümseme... Onlar inince asıl oturması gerekenler oturuyor ve arkalarından tabi ki de başlıyor veryansın zamane gençlerine. Sonuna kadar haklılar... Az önce göstermediğim tepki bu guruba da aynı şekilde işliyor. Tabi ki bütün gençlik böyle değil demek isterdim ama artık yaşlı olana kalkıp yer veren gençlik azınlıkta kalmış durumda. Dönüşte ne oluyor dersiniz? Metro yerine otobüsü tercih ediyorum ve otobüsün ikinci sıradaki iki kişilik koltuklarında oturan 2 erkek ilköğretim öğrencisinin ayakta duran bir bayanın zoruyla otobüse yeni binen iki yaşlı bayana yer vermesini gözlemliyorum.
Bu sadece bugün içinde yaşadığım iki olay. Ben genelde metroyu sürekli kullanıyorum ve buna benzer olaylar arada bir karşılaştığım durumlar değil maalesef... Toplumumuzda aile terbiyesi ve okul eğitiminde ciddi sıkıntılar olduğu ortada... Bu da başka bir güne...

11 Mayıs 2012 Cuma

Evliliğe İlk Adımımız...

4 yıl olmuş biz nişan yapalı :) Nişan ile düğün arası 3 ay olunca pek keyfini çıkaramamıştık. Daha çok bu bitti şimdi haydi düğün telaşına diye koşturmacaya devam etmiştik. İyi mi oldu? Evet bence çok da iyi oldu. Biz zaten iki aşık İstanul'da farklı evlerde yaşamaktansa niye aylarca nişanlı kalalım ki diye düşündük. Gerçi aile büyükleri de aynen böyle düşündü ve 11 Mayıs 2008 bir pazar günü nişanlandıktan sonra 10 Ağustos 2008 yine bir pazar günü evlendik...

Bugüne özel bir şarkı ve bir kaç resim paylaşıyorum. Sonra da bu güzel cuma gününün tadını çıkarmaya gidiyorum :)
CANDAN ERÇETİN - BAHAR

Sen bana müjde misin umut musun sevgili
Kim demiş geçti mevsim ufukta göründü kar
Bu kaçıncı bahar sakın sorma sevgilim
Benim yorgun gönlümde aşkının telaşı var
Bu kaçıncı bahar sakın sorma sevgili
Benim olgun gönlümde aşkının telaşı var
Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var
Tabiki ben böyle oldugum için bahar
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarında tomurcuklar var
Sen bana vaat misin lütuf musun sevgili
Kim ne derse desin al beni sinene sar
Yaşanmış baharları unut gitsin sevgili
Benim gönül ülkemde bir tek senin aşkın var
Yaşanmış baharları unut gitsin sevgili
Benim yorgun gönlümde bir tek senin aşkın var
Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var
Tabiki ben böyle oldugum için bahar
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarında tomurcuklar var

14-24-34-44... leri de görmek dileğiyle...



7 Mayıs 2012 Pazartesi

Benim De Bir Başarısızlık Öyküm Var

Aydın Demirer'in başka bir yazını daha sizlerle paylaşmak istiyorum;

Ekonomi dergileri ya da gazetelerin ekonomi sayfaları size bol bol başarı öyküleri anlatır. Başarısızların öyküleriyse nedense pek anlatılmaz.

Oysa malum hata insana mahsus… Hatayı bir kez yapacaksanız, hatanızı anlayacaksanız, bundan da ders çıkartacaksanız sorun yok. Hatta yararlı olduğunu bile söyleyebiliriz.
Benim de başımdan böyle bol hatalı bir hikaye geçti. Bir gazeteci arkadaşımla birlikte bir işe kalkıştık. Başarı şansımız çok fazlaydı. Ama yapılmayacak hatalar yaptık, sonunda da başarısız olduk. Ben bu işten fazlasıyla hayat dersi çıkardım.
Okunması çok keyifli bir öykü aslında.
Bundan yaklaşık 12-13 yıl kadar öncesi...
Ben yine gazetecilik yapıyorum. Bir yandan da küçük bir yayınevim var, onunla uğraşıyorum.
Bu sırada, Fransa’da Montignac adlı bir beslenme uzmanı, kendi adıyla anılan yeni bir diyeti lanse ediyor. Diyetin yer aldığı kitabın adı son derece kışkırtıcı: “Yedikçe Zayıfla”. Montignac çok radikal birşey söylüyor. Diyor ki, ‘bugüne kadar yaptığınız düşük kalori diyetlerini unutun. Çünkü, bu tür diyetlerde ipin ucunu bıraktığınız anda verdiğiniz bütün kiloları yeniden alıyorsunuz.’

Peki kendi önerisi ne?
Montignac özetle ‘protein ile karbonhidratı karıştırmayın ve zayıflayın’ diyor.
Kitap Avrupa’yı kasıp kavuruyor, milyonlarca satıyor. Dahası Montignac klinikleri açılıyor. Burada hastalara diyetin özellikleri anlatılıyor, Montignac ürünleri satılıyor.
Montignac ürünleri neler diye sorarsanız…
Tam, yani işlenmemiş buğdaydan yapılan yiyecekler başta olmak üzere Montignac’ın yemek kitabında (Yedikçe Zayıfla’dan sonra çıkan Montignac Yemekleri kitabı) yer alan ürünler...
Ben de yayıncı olarak ‘acaba ne yapsam da bu kitabın haklarını alsam’ diye düşünüyorum.
O sırada aynı yerde çalıştığım bir gazeteci arkadaşım, Montignac kitabının Türkiye haklarının bir Fransız’da olduğunu, onun Montignac restoranı açmayı düşündüğünü söylüyor.
Hemen o akşam biraraya geliyoruz. Fransız, sorunsuz ve sempatik görünüyor. Adına Francesco diyelim. Bana ‘ortak olur musun’ diye soruyorlar. Balıklama atlıyorum. Montignac ismi altın değerinde. Nasıl ortak olmam ki...
Derken yer aramaya başlıyoruz. Şansımız yaver gidiyor. Levent’te bir villa kiralıyoruz. Fiyatı çok ehven. Nispetiye Caddesi’nin üzerinde. Yani semtin en işlek yerinde. Kocaman bir de bahçesi var. Belli ki yaz akşamları başka türlü keyifli olacak.
Villa meşhur romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ait. Kendisinin vefatından sonra eşi ve kızı burada oturmaya devam ediyorlar. Birinci katı bize veriyorlar, kendileri ikinci katta oturacaklar. Giriş çıkış ayrı. Bize bir zararları yok.
Benim bir iç mimar arkadaşım villayı yeniliyor.
Çırağan’ın aşçılarından birini transfer ediyoruz. İlk denemeleri yapılıyor. Lezzet doruklarda.
Açılışı yapıyoruz. Bayağı kalabalık bir gazeteciler grubunu davet ediyoruz. Selahattin Duman da orada, Ayşe Arman da... Hepsi de ertesi gün, yazılarında Montignac restoranından bahsediyorlar.
Patronumuz merhum Ercan Arıklı, bize yardımcı olmak için çırpınıyor. Her gece bir ünlüyü restorana getiriyor, insanların ayakları alışsın diye...
Ama buna bile ihtiyacımız yok. Çünkü pek çok ünlü işadamı zaten  bizim restoranımızda yiyor. Mustafa Koç’un birkaç kez arkadaşlarıyla yemek yediğini görüyorum.
Ve düşünün. Bu restoran bir ay sonra batıyor. Evet, şaka gibi... Ama değil... Gerçek...
Nasıl mı?
Bir kere Francesco’nun diğer yüzünü görüyoruz. Aksi mi aksi, geçimsiz mi geçimsiz. Üstelik de herşeyi çok iyi bildiğini düşünüyor. Tipik bir kifayetsiz muhteris. Nasıl anlatsam. İki üç kelime Türkçe bilmesine rağmen menüdeki yazıları kendisi yazıp matbaaya veriyor. Bütün Türkçe isimler yanlış. Tabii ki bütün menü kartonları yeniden basılıyor.
Çırağan’dan transfer ettiğimiz aşçı Francesco’nun saçmalıklarına tahammül edemeyip kaçıyor. Yedeği de yok. Hemen bir gün içerisinde birini bulmamız lazım. Ama Francesco ‘bekleyin’ diyor. Tabii ki beklenen günlerde restoran kapalı kalıyor. İlk büyük darbeyi buradan yiyoruz. Bu arada aşçıdan sonra durumu gören garsonlar da yavaş yavaş kaçmaya başlıyorlar.
Neredeyse bir hafta süren bir arayıştan sonra Francesco Fransa’dan bir aşçı getirmeyi başarıyor. Ama adamcağız, gariban bir Fransız köylüsü. Yemeklerde artık lezzetin L’si yok. Ercan Arıklı “oğlum lezzet yok olmuş. Bir restoran lezzetle yaşar. Siz yakında burayı kapatırsınız” diyor.
Lezzetten vazgeçtik, porsiyonlar fazlasıyla küçük ve fiyatlar fazlasıyla yüksek. Porsiyonların büyütülüp fiyatların indirilmesi teklifimize Francesco hiç mi hiç yanaşmıyor.
Başka sorunlar da var. Örneğin en işlek caddede olmamıza rağmen park yerimiz yok. Üstelik vale işi bir türlü düzene girmiyor. Pek çok akşam valesiz kalıyoruz. Şoförü olmayanlar arabalarını park edemiyorlar anlayacağınız.
Sonuçta bir gelen bir daha gelmez oluyor.
‘Peki’ diyecekseniz, ‘siz niye bütün bunları seyretmekle yetindiniz de işin içine giremediniz?’
Çünkü, Francesco ne yapıyor yapıyor, bizim işe dahil olmamızı engelliyor. Bütün gün orada olması da büyük avantaj. Bizler ise ancak boş zamanlarda uğrayabiliyoruz.
Ama daha önemlisi Francesco’nun bizi fena aldattığı ortaya çıkıyor. Biz bir şirket kurmuş ve ortak olmuştuk ama Fransa’da Montignac’ın haklarının sadece Francesco’ya verildiğini öğreniyoruz.
Bunun da husursuzluğu gelince, restoranın batma süreci hızlanıyor.  Ama yine de durumu kurtarmak mümkün olabilir.  
Lokantayı bırakıp başka işlere ağırlık vermeyi düşünebiliriz. Fransa’da Montignac makarnası var örneğin. Bir şirketle anlaşıp üretimi yaptırıp makarna zengini olabiliriz veya ithal edebiliriz. Ya da tam ekmek Türkiye’de henüz bilinmiyor. Bir fırınla anlaşıp tam ekmek yaptırıp bir dağıtım şirketiyle çalışabiliriz. Francesco bütün bu önerilere “daha erken” diye cevap veriyor. ‘Ne erkeni?’ diye kendi aramızda konuşuyoruz. ‘Daha iyi bir zamanlama olamaz.’ Yukarıda yazdığım gibi bütün dünya Montignac’ı konuşuyor.
Sonuçta ısrarlarımız üzerine bir fırınla anlaşıyor. Ama hangi fırınsa ekmeği bir gün getiriyorsa, üç gün getirmiyor. Aslında, böylesine bir düzensizliğe rağmen her sabah restorana gelip tam ekmek satın almak isteyenler de var. Neyse, ekmek işi de olmuyor.
Peki franchise versek? Fransesco tabii ki buna da karşı.
Sonuçta Montignac konsepti parmaklarımızın arasından, göz göre göre kayıp gidiyor.
Restoran, kesinlikle batmaz denen Titanik gibi çok kısa bir sürede batıyor.  
Bugün sakin kafayla bütün olup bitenleri değerlendirdiğimde şunu görüyorum:
Biz bu süreçte dört çok büyük hata yaptık.
Bunların dördü de bir ilkokul çocuğunun bile yapmayacağı türdendi.
Neler mi?
Bir: Bilmediğimiz bir işi yaptık. Restoran işletmeciliği konusunda hiç bir bilgimiz yoktu. Öğrenmeye de çalışmadık. Aşçı bulacak çevremiz de yoktu. Bırakın aşçıyı vale bile bulamıyorduk ki...
İki: Hukuki durumu hiç araştırmadan işe giriştik.
Üç: İşin başında durmadık. Biz gazeteciydik. Sabah işimize gidiyor, akşam evimize dönüyor, arada bir de restorana uğruyorduk. Restoran işi ise bizim için ikinci plandaydı.
Dört: Hemen hemen hiç tanımadığımız birine güvenip yola çıktık.  
Evet hata üstüne hata yaptık.
Bundan sonra ben kendi adıma yoğurdu hep üfleyerek yedim.
Francesco’ya gelince. Hayattaki en büyük iş tecrübelerimizden biri onu tanımak oldu. Kendisine müteşekkiriz. Sayesinde şunu öğrendik: Dünyada batırılamayacak işletme yoktur. 


4 Mayıs 2012 Cuma

Türk Sanat Müziği...

Son dönemde Türk Sanat Müziği birden daha ilgi görür oldu sankim. Popüler oldu diyemiyorum henüz ancak bazı sanatçılarımız Türk Sanat Müziği albümleri çıkarmaya başladılar. Son dönemde Türk Sanat Müziği albümü çıkaranlardan biri "Ey Şuh-i Sertab" ile Sertab Erener ve "Babamdan Miras" ile Fatih Erkoç...


1. Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine
2. Şimdi Uzaklardasın
3. Dertliyim Rûhuma Hicrânım
4. Fikrimin İnce Gülü
5. Niçin Baktın Bana Öyle
6. Çile Bülbülüm
7. Biz Heybeli de Her Gece
8. Ada Sahillerinde
9. Darıldın mı Gülüm Bana
10. Kimseye Etmem Şikayet
11. Bir İhtimal Daha Var
12. Dök Zülfünü Meydâne Gel
13. Kırmızı Gülün Alı Var
14. Dönülmez Akşamın Ufkundayız
15. Ey Şûıh-i Sertab Ey Dürr-i Nâyâb

1. CD
1. Segah Ney Taksimi
2. Dertliyim Ruhuma Hicranımı 
3. Olmaz İlaç
4. İndim Havuz Başına
5. Uçtu Gönül Kuşum Uçtu
6. Köprüler Yaptırdım (Karam)
7. Nihansın Dideden
8. Yine Bir Gülnihal
9. Su Güzele Bir Bakın
10. Yazıklar Olsun
11. Beyati Peşrev
12. Benzemez Kimse Sana
13. Hasan Erkoc Ud Taksim
14. Yanlız Bırakıp Gitme
15. Yanık Ömer
16. Telgrafın Telleri
17. Yangın Olur

2. CD
1. Tanbur Taksimi
2. Hastayım Yaşıyorum
3. Enginde Yavaş Yavaş
4. Elveda Ey Gençlik
5. Şu Gelen Atlımıdır
6. Erkilet Güzeli
7. Tel Tel Taradım
8. Vardar Ovası
9. Kanun Taksimi
10. Fikrimin İnce Gülü
11. Bekle Beni
12. Yalan
13. Bir Zamanlar Ümitle
14. Keman Taksimi
15. Kimseye Etmem Şikayet 
16. Beni Bitirdin
17. Dök Zülfünü Meydana Gel


Almak isterseniz Sertab Erener için buyrun
                              Fatih Erkoç için buyrun
                             

3 Mayıs 2012 Perşembe

Kendinizi Ödüllendirin...

Ben şu sıralar sürekli kendimi ödüllendiriyorum :) facebook ya da twitter takipçileri zaten farkındadır. Bugünlerde sürekli yemek resimleri paylaşıyorum. Bir çok kişi büyük ihtimal sövüyor bana ama içimden geliyor napiim :) 

Ne diyorduk? Kendinizi Ödüllendirin...
Mesela bugün eve giderken markete uğrayın. Vanilyalı ya da çikolatalı ya da meyveli canınız hangisini çekerse dondurma alın. Sonra yanına bir de Albeni Atıştırmalık alın.
Akşam yemeğinden sonra Albeni'yi biraz soğuması için 5-6 dakikalığına dondurucu kısmına koyun. Bu esnada dondurmanızı biraz kendine gelsin diye çıkartabilirsiniz. Dondurma kaplarınıza dondurmayı koyun ve aralarına rondodan geçirdiğiniz Albeni atıştırmalık parçalarını yayın üstüne dilerseniz çikolata sosu da dökebilirsiniz. Biz de antep fıstığı tozu da vardı ben ondan da ekledim ve sonuç;
Afiyet Olsun...

1 Mayıs 2012 Salı

Forrest Gump

Tom Hanks'in filmlerini hep sevmişimdir. Nedense hep farklı bir tad bırakır o filmler bende. 1994 yılında çekilen bir film olmasına rağmen çok keyif alarak izlediğimiz bir film. Bence siz de vakit ayırıp izleyin. Gülümseten ve duygulandıran ayrıca hikayesi ile de fark yaratan bir film...
Not: IMDB puanı 8.6
Filmin Özeti
Forrest Gump, zeka seviyesi 75 olan bir erkeğin hayatını ele alıyor. Zeka seviyesi nedeni ile devlet okullarına girmekte bile zorlanan Forrest Gump  zamanla akla mantığa uymayan başarılara imza atıyor. Her ne kadar zeka seviyesi düşük olsa da fiziksel olarak son derece sağlam olan Forrest Gump, zamanla gelişen olaylar zincirinde bizi hayal edemeyeceğimiz bir dünyaya götürüyor.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Yaşam Odası

İşte bizim yaşam odamız :) Neden yaşam odası diyorum çünkü (belki de ne yazık ki) zamanımızın büyük bir kısmını bu odada geçiriyoruz. Televizyon izliyoruz, film izliyoruz ve akşamlar özellikle tamamen yayılıp keyif yaptığımız yer oluyor kendileri. Yastıkları İkea'dan kumaş alarak anneannem dikti. Ellerine sağlık kuzucuğumun çok güzel oldular :) Odanın havası değişti birden :)
 Koltuk takımını evlenirken almıştık Bellona'dan ama sürekli aynı yere oturmaktan belirli yerleri çöktü maalesef :)
 Tv ünitesini taşındıktan sonra İkea'dan almıştık. Dolapları olduğundan kitaplığımızda duran bütün kitapları toparladı. Bizim zaten istediğimiz buydu çünkü küçük odadan kitaplığı tahliye etme niyetindeydik...

18 Nisan 2012 Çarşamba

Uzaklarda Bi Yerlerde

Şu sıralar günlerin hatta haftaların bile nasıl geçtiğini anlamaz oldum. Bu Mart bitmez mi ya derken Nisan ayından tam 18 gün yemişiz iyi mi? 
Biliyorum postların sayısı bu aralar biraz azaldı çünkü ben leylekleri havada görmüş misali iki kere İstanbul yaptım geldim.
İlki çok sevdiğim arkadaşımın düğünü için idi. Melek olduğundan ciddi ciddi şüphelendiğim tatlı arkadaşım Zeynep'i evlendirdik. Düğünle ilgili aslında paylaşmak istediğim çok şey var anca onların özeli duyduğum saygından dolayı ne yazık ki bunları kendime saklıyorum. (Bunu paylaşmadan edemeyeceğim, bi ara sahnede Bengü'yü gördüm, popçu olan :) ) Bir de paylaşmam gereken tam evet dedikleri anda bizim kapalı olan salon kapısına koşuyor olmamızdı :) O gün berbat bir köprü trafiği nedeniyle 20:45 itibariyle ancak salona giriş yapabildik. Neyseki düğün çok güzeldi , büyük keyif aldık. Sonrasında da düğün kıyafetiyle Bursa yolları :) Dönüşte yine köprü trafiği ve eve varış 04:00 suları :) yorgundum ama mutluydu kafamı yastığa gömerken :)
İkinci İstanbul çıkartmam kimsenin haberi olmadan 1 gece yatış ile ailemle gerçekleşti. 3 kuşak bayan abijime baskına gittik ve yarım günde evini pırıl pırıl yapıp günün diğer kalanında da ufak bir kaç işi halledip döndük. Fırtına gibiydi... Nitekim arkamızdan İstanbul ve Marmara'da fırtına koptu zaten :) Hızımıza dünyanın dönüşü bil yetişemedi yani bilemiyorum :)
Ve sonrasında evdeyim işte... Uslu durursanız yarın oturma odasının resmini paylaşacağım sizlerle... Anneanneciğim süper yastık kılıfları dikti ve odanın havası birden değişti. Geçen hafta İkea'dan aldığımız kumaşlardan süper yastıklarım oldu köşe koltuğumun üstüne... Gelip görmeniz lazım ismi lazım değiller :))))
Şöyle bir yerde kafa dinlemek istiyorum şimdi...

16 Nisan 2012 Pazartesi

Kalbim...


Siyah beyaz bir film gibiydin herkes uyurken izlediğim 
Sevgilim benim çok özledim 
Her zaman gitmek istediğim tatil yerleri gibiydin 
Dergi sayfalarında hiç gidemediğim 
Bu bir masal başı iyi mutsuz sonlu 
Senle ben batı doğu ama dünya yuvarlak 
Kalbim ellerim kadar küçük değil 
Kalbim ellerim kadar küçük değil 
En çok sevdiğim şarkıydın herkesten çok sevildin 
Sevgilim benim çok özledim 
Ben küçük bir kız heyecanlı oyuncaklarım tahtadandı 
Hepsi kırıldı yapıştırdım 
Bu bir masal başı iyi mutsuz sonlu 
Senle ben batı doğu ama dünya yuvarlak 
Kalbim ellerim kadar küçük değil 
Kalbim ellerim kadar küçük değil 
Ben küçük bir kız heyecanlı oyuncaklarım tahtadandı 
Hepsi kırıldı yapıştırdım


11 Nisan 2012 Çarşamba

Kalbimize Yaptığımız 11 Kötülük


Ancak kalbin yeri başka. Kalp adeta hayatın aynası. Kalbin sağlığı ya da sağlıksızlığı bu aynanın yansıttığı görüntülerden kaynaklanıyor. Kalbimiz kıymetli ancak çoğu zaman onun kıymetini takdir edemeden yaşayabiliyoruz. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, insanın kalbine yapacağı en büyük iyiliklerin başında diyetine dikkat etmenin geldiğini, beslenmeyi düzenleyerek koroner arter hastalıklarından ölüm riskinin yüzde 30-60 oranında azaltılabildiğini belirterek, kalbimize verdiğimiz 11 zararı şöyle sıralıyor:


1. Geç kalkıp geç yemek. 
2. Acıkmadan yemek. 
3. Yatmadan önce yemek. 
4. Kötü beslenmek. 
5. Sürekli oturmak, hareketsiz kalmak. 
6. Spor yapmamak. 
7. Sürekli aşırı strese maruz kalmak. 
8. Yağ dokusu artışı ile kilo almak. 
9. Aşırı alkol tüketmek. 
10. Sigara içmek. 
11. Kalbimizi bir şikayet oluncaya kadar hiç aklımıza getirmemek.


Kalp sağlığı konusundaki bilinç düzeyinin hala istenilen seviyeye gelmediğini, bu konuda yanlış bilinenler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalp hastalıkları konusunda en çok merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:


BU BELİRTİLERE DİKKAT


Özellikle göğüs ağrısı, göğüste sıkışma, tıkanma veya yanma gibi belirtiler kalp damar hastalıklarının erken belirtileri olabilir. Bu şikayetler göğüste sağda veya solda, kollarda, mide üzerinde, boyunda veya çeneye doğru olabilir. Bunun yanı sıra erken yorulmak, nefes darlığı veya nefes alamama hissi, fenalık hissi, boğulur gibi olmak, çarpıntı veya ritim düzensizliği, baygınlık hissi ve gece uyandıran tıkanma hisleri bir kalp hastalığı belirtisi olabilir.


ERKEKLER 40 KADINLAR 50


Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise 50 yaşından sonra kalp kontrolü yaptırmak gerekir. Ancak kişinin ailesinde ve birinci derece bir yakınında erken bir kalp hastalığı hikayesi varsa, diyabet veya hipertansiyon varsa, çok yüksek kolesterol değerleri varsa bu kontrollerin 30’lu yaşlarda yaptırılması önemlidir.


ŞİŞMANLIK KALBE YÜK MÜDÜR? 


Yağın karın bölgesinde toplanmasıyla karakterize olan yağ birikimi, koroner arter hastalığı riski açısından çok daha önemlidir. Beden kitle indeksi (kilo / metre olarak tanımlanan boyun karesi) ile mortalite (ölüm) arasında doğrusal bir ilişki vardır. Beden kitle indeksinin 25 kg/m2 altında olması normal kabul edilir. 25-30 kg / m2 arası kilo fazlalığı, 30 kg / m2 üzeri ise obezite kabul edilir. Artmış bel / kalça oranı yani abdominal obezite, koroner arter hastalığı riskini özellikle artırıyor. Erkeklerde 0.9, kadınlarda 0.8 altındaki bel kalça oranı normal kabul ediliyor.  


SAĞLIKLI BİRİ KAÇ YILDA BİR KONTROL YAPTIRMALI?


Bir sağlıklı kişinin erkekte 40 ve kadında 50 yaşından sonra düzenli kalp kontrolleri yaptırması gerekir. Bu kontroller düşük riskli kişilerde her iki yılda bir, yüksek riskli kişilerde ise her yıl yapılmalıdır. Çünkü bir önceki veriler artık geçmişte kalmıştır ve bu süre zarfında metabolizma değişebilir ve bazı hastalıklar başlayabilir.


AİLESİNDE KALP HASTALIĞI OLAN BİR KİŞİ NE KADAR ZAMANDA BİR KONTROLE GİTMELİ?


Birinci derece bir yakınında kalp damar hastalığı olan kişiler 30 yaşından itibaren ilk kontrollerini yaptırmalıdır. Kardiyak risk oranlarını gözden geçirmeli ve riskini yükselten fiziksel, diyetsel, yaşam alışkanlıkları ile ilgili veya kan tahlilleri ile ilgili bozukluklar için erkenden tedbir almalıdır.


KALP SAĞLIĞI KONUSUNDA YAPILMIŞ YENİ ÇALIŞMALAR NE DİYOR?


2009 yılı sonunda yayınlanan JUPITER isimli büyük bir araştırma çok önemli bilgiler edinmemize neden olmuştur. Bu çalışmanın sonucu şöyle oldu: 
Çalışmaya alınan ve statin dediğimiz kolesterol ilacını içeren ve  17 binden fazla hastada yapılan araştırmada, bir gruba bu ilaç verilirken, diğer gruba ise hiçbirşey verilmiyor. Kolesterol ilacı verilen grubun başlangıçtaki kolesterolleri tamamen normal bulunuyor. Kanlarında CRP maddesi yani inflamasyon göstergesi yüksek bulunuyor ve beş yıl boyunca takip ediliyor. İlaç almayanlarda ise şu bulgular elde ediliyor: 
- Kalp krizi iki buçuk kat daha fazla.
- Beyin felci iki kat daha fazla.
- Damar tıkanıklığı ameliyat girişimi geresinimi iki kat daha fazla. 
- İlaç almayanlarda, kriz, felç, kalp damar hastalığından ölüm iki kat daha fazla. 
- Bütün ölüm nedenleri ise 1,25 kat daha fazla.


Yazı alıntıdır... Burada

4 Nisan 2012 Çarşamba

Buyruuuun...

Aslında bir süredir büyük baskılar var üstümde :) Bursa'daki evimizi merak edenlere küçük sırlar veriyor ama ayrıntılar için onları bizzat evimize davet ediyordum. Bugün çok sağlam bi temizlik operasyonuna girişince tertemiz salonumuzu sizlerle de paylaşmak istedim :) Temiz olan antre ve koridoru da ekliyorum. Benden kıyak :)
Efendim Buyruuun sizi şöyle salona alalım :)


Merak edenler olabilir de ekliyorum. Oturma gurubu ve yemek takımımızı evlenirken Bellona'dan almıştık. Orta sehpa ve köşedeki üçlü sehpa takımı da yine Bellona'dan. Eski perdelerimizi beğenmemiştik ve zoraki kullanıyorduk, kendi evimize geçince artık perdelere el atma zamanı gelmişti :) Perdeler yenilendi...
 Yukarısı bizim evin girişi... İstanbul'daki eve göre çok daha geniş ve kendinden dolap olduğu için benim onlarca ayakkabımı toparladı :) Eski halımız bu antrede düdük gibi kaldığından antre halısını da değiştirdik. Tabi antre değişince koridor da bundan nasibini aldı :) Halıların markası Padişah...
 Yatak odası tarafından koridorun görünüşü... Soldaki kapı banyoya ait, sağdaki ilk kapı küçük odaya ve ikinci kapı da oturma odasına ait. Tam karşıda salon.
Ve bu da salondan koridorun görünüşü... Yatak odasından küçük bir ipucu bıraktım size :) Daha fazlasını göremeyeceksiniz zati :)